KADIKÖY HADESİ

M. Ali KAYA M. Ali KAYA

23 Ekim 2016 Edebiyat (102) /Deneme (9) (51)

Paylaşmak güzeldir. Lütfen sizde paylaşın...


KADIKÖY HADESİ          

        Soğuk bir kış akşamıydı. Her yer siyahla beyazın tam ortasında ki renkte -griye yakın ölüm rengi- ve herkesin başı ihanetin boyun eğmesiyle aynı şekilde yere bakarak ilerlediği bir geceydi. Yaşanacaklar aslında cok belliydi. Bunu anlamak  kahin olmaya gerek yoktu. Hava kokusuyla, şimşekler heybetli sesiyle, insanlar aciz yürüyüşleriyle haber veriyorlardı yaşanacakları. Zeus bütün ihtişamını sergilemek için can atıyor ve göğü ardı ardına harekete geçirerek beynimdeki şimşeklerden daha büyük şimşek çakabileceğini gösterircesine çakıyordu şimşeklerini.

        Banyoya gecip küf tutan muslukta yüzümü yıkadım hala ilk günkü gibi yeni duran diş fıracamla beyazlıktan eser kalmayan dişlerimi fırçadıktan sonra ayna ya gülümsedim  bir ton daha beyazdı dişlerim, gülmenin bana yakışmadığını gördüm, kapadım ağzımı, saçlarımı tarayıp bir süre kendimi izledikten sonra benim için cok karekterli ama başkaları için pejmurde sayılabilecek gömleğimi giydim, boş bira şişelerini devirmemek için afrodittin o tanrıları bile baştan çıkaracan zarafetli adımlarıyla  çıktım dış kapısı kitlenmeyen  panjursuz ve ruhsuz evimden. Sanki unutulacak çok şeyim varmış gibi kontrol ettim ceplerimi bu benim için alışkanlık olmuştu ve değiştirememiştim ceplerimi evden cıkmadan kontrol etme alışkanlığımı,  çoğu zaman apartmanın dış kapısından dönerdim  sehpanın üstünde unuttuğum içinde 30-40 tl ve bakiyeleri yetersiz kreedi kartlarımın bulunduğu cüzdanı alamayı tabi o merdivenleri çıkarken ettiğim küfürleri oyle yabana atmamak lazım . Gerçekten sinirlendiğimde küfür lügatım genişler ve kendime öyle ağız dolusu küfürler ederim  ki muhtemel babam duysa o küfürleri "annenin namusunu nasıl bu kadar kolay ağzına alırsın" der ve evlat falan dinlemez atar beni apartman boşluğundan aşağı.
     

      Bu arada bendeki asalaklığı ilk babam farketmişti yada sadece o bunu söyleme cesaretine sahipti.  Bir gün okuldan döndüğümde -sanırım yüzümdeki ruhsuz ifadeyi görerek- bana "ne içiyosun sen a.q. çoçuğu demişti" bu hani şimdiki gençlerin söylediğ i" ne kullanıyon kafası" ile söylenen eğlenceli bir söz öbeği  değildi. İçerisinde büyük öfkeler ve bir kaç tokat barındırırdı o zamanlar. O kelimeler içinde barındırdıklarını kustuktan  sonra odama kaçarak ağmaya başlamıştım. Ağlamamın sebebi tokat değildi tabiki, babam benim uyuşturucu kullandığı düşünmüştü oysa ben onlar üzülmesin diye sigara bile içmemiştim o zamanlar, daha sonra başlamıştı müptezellikle yakın ilişkimiz. O ağlama zırvalıkları geçtikten sonra babam konuşmak için yanıma gelmiş ve yürüyüşümdeki ve duruşumdaki  ruhsuzluktan dem vurmuştu, sebbepsiz bir ağlama krizi geçirmiştim. Bu krizi sanırım sizlerde defalarca geçirmişsinizdir. Hani şu hiç bir sebbebi olmayan pişmanlık ve suçluluk duygusunun yek vücut olduğu ağlama şekillerinden. Neyse derken annem de girdi tabi içeri babama söylenerek sınavlarım olduğunu, geceleri ders çalıştığımdan dolayı yorgun olduğumu vs. Sebeblerden dolayı böyle davrandığım yalanlarını söylüyordu babama. O günden bu yana  annem benim adıma yalanlar söyler . Yine o zamandan beri bu yalanlara inanmayan babam inanır gibi yapar, yani 3 kişi arasında gecen ve herkesin yalan olduğunu bildiği ama durumu çaktırmamak için rolünün hakkını verdiği bir tiyatro dönüştü herşey . Bu arada gördüğüm en iyi çiftti babam ve annem sanırım böyle değerli bir ilişkimde olmaycak.
       

       Apartmandan çıktığımda kar yağmaya başlamıştı, hiç aceleleri yoktu kar tanelerinin ne kadar hafif olduğunu göstermek istercesine salınarak iniyordu taneler yere. Bende kar tanelerini örnek aldım, ağır adımlarla, başım öne eğip, yeni aldığım kulaklığımdan müzik dinleyerek ilerledim otobüs durağına . Kadıköy 19.30 demiştik. Ben yine erken davranmıştım - bir çok konuda da erken davranırım zaten- . Çok büyük ihtimalle makul derecede bekletileceğim bir buluşma olacaktı. Zaten standarttan zerre ayrılmayan bir kadındı. Ne için beraber olduğumuzun tek mantıklı sebbeni bulamadığım bir ilişkiydi. Bu yüzden ismini sıksık unuturdum, belkide hiç aklımda tutmak için gayret harcamamıştım. İsmini unuttuğum zamanlarda şu bütün isimlerin yerine geçebilecek sevgi sözcüklerini kullanırdım .derken beklenen otobüs gelmiş, ben yine farkında olmadan otobüse binmiş, bir sekilde yer bulmuş ve oturmuş şekilde buldum kendimi. Bu benim için çoktan önemli bir durum olmaktan çıkmıştı. Sebebeni araştırmadan alkol kahve ve sigaraya bağlamıştım farkında olmadan gelişen olayları .
     

       18:30 civarlarında kadıköydeydim. Tıklım tıklım olan trafikten eser yoktu bu gun. Zaten ne zaman geç kalsan trafik o zaman olurdu yani murphy kanunları geçerliliğini devam ettiyordu. Her zaman ki büfe den sosilimi yedikten sonra yürümeye başladım . Kar suyu beş yıllık yorgun botlarımdan çoraplarıma ulaştı. Çok ta önemsemeden bu durumu, kadıköyün sokaklarında duvar yazılarını okuyarak dolaşıyordum. Aslında kelimenin tam manasıyla çözülmenin tam aksine dolaşıyor ve iyice karışıyordum. Ekranındaki çatlaklardan yazılarını zor gördüğüm telefonuma sms gelmişti. "çıkıyorum şimdi. Yarım saate kadıköyde olurum"  ve devamında sevimsizliğini örtmek adına kullandığı olmazsa olmaz smile ... Sadece dudaklarımı kıpırdatarak, evime cıkarken ki küfürlerden bir kaçını sektirdim kahrolası biricik sevgilime. Cevap yazdım "tamam bebeğim sabırsızlıkla bekliyorum" ve tabiki benim de yüz ifademin ancak bu kadar zıttı olabilecek bir gülümsemeyi yapıştımam gerekiyordu. Toplumun bana öğrettiği ve vatandaşlık görevi olarak yüklediği işi sorumluluk sahibi birey edasıyla içimde bir rahatlamayla yerine getirdim. Böyle kadınlar yüzünden başlamıştım sevmediğim bir kadına seni seviyorum demeye ve böyle kadınlar yüzünden öğrenmiştim sevmeden sevişmeyi (bu klasik cümleyi kurmazsam olmazdı). Suçlusu ben değildim yani . Yine zaten onunda çok umurunda olduğunu sanmadığım bir kaç ufak önemsiz teferruattı bunlar.  Kararlaştırdığımız meşhur, bir çok aşığın veya aşık olduğunu sananların yada aşkı kullananların ortak buluşma noktası olan beşiktaş iskelesinin önünde beklemeye başladım . Gelmişti "bebeğim"  ama tabiki sms ten yarım saat sonra değildi. Ama dediğim gibi o kadar sorun edilecek şey vardı ki 1 saat bekletilmeyi takmıyordum. Yapılacak daha değerli işlerim olmadığı içindi belki. Bir kaç yapmaçık sevgi sözleri ve sevgi öpücüklerinin sonunda oturmuştuk ikimizinde çok sevmediği bir bara. Ben menüde en ucuz birayı söyledim, ayça finlandia vodka redbulunu söyeledi. Bir ritüel haline gelen facebookta paylaşımda bulunan arkadaşlarına bok atma seansından sonra sıra bana gelir “sen naptın?” Sorusu,  kalıbı bile değişmeyen o soru sorulurdu. İçimden her defasında sana ne lan!!! Diye bağırmak gecerken kibarlığımı elimden bırakmadan bir kaç cümleyle geçiştirirdim. Ritüeller yine aynı şekilde gerçekleştikten sonra kısa bir sessizliğin arkasından tutusurduk el ele sanırım maksadımız: biz öyle mal mal oturuyoruz ama sevgiliyiz demek yalnız olmadığımızı göstermek içindi. Sonra  alkolünde etkisyle gereğinden fazla yakınlaşmalar. İncir kabuğunu doldurmayacak, sohbet bile sayılamayacak, ikimiz içinde ağız hareketlerinden ve üç nota sesten oluşan ıvır zıvır işte.
   

       Bir ay evvel ayça konuşurken onu dinlemeyi bırakmıştım, muhtemelen o benden çok daha önce vazgeçmişti anlam bütünlüğü ve sanatsal değeri olmayan zorlasan bir kaç damla felsefe çıkartabilinecek cümlelerimi dinlemeyi.  Anlayacağınız olmayan bir ilişkinin son demleri, yaklaşan depremin titreşimleri, birazcıkta fantastik ve mitolojik birşeyler katarsak hades yakınlarımızdaydı, bize yaklaşıyordu ayak seslerini duyuyordum. Zaten neden bu kadar uzun sürdüyse -herhalde bulamamıştı benden sonrakini- belkide birkaç girişimde bulunmuştur sanslı adamı bulabilmek için. Bunları düşünürken sanki öyle olmadığını ispatlamak istercesine yapıştı dudaklarıma,  beynimde “delirir insan, diğer insanlar da bunu alkışlar” şarkı sözleri, gözlerimin önünden geçiyordu zaman ve mekan algım yine kayboldu " o " geldi aklıma ve ben yine o ergenliğimden kalma ağlama  krizine  girdim.....

 
 
 M.Ali KAYA
 
 
 


Paylaşmak güzeldir. Lütfen sizde paylaşın...



Herkesyazar Ara